TİTANİC’İN BATIŞI

1909’da, dünyanın en güvenli ve lüks transatlantiği olarak tasarlanan ve İrlanda’nın ‘Harland and Wolff’ gemi tezgahlarında 3 yılda tamamlanan Titanic, 10 Nisan 1912 günü, İngilterenin Southampton Limanı’ndan, New York seferini yapmak üzere, ilk ve son yolculuğuna adım attı. 14’ünü 15 Nisan’a bağlayan gece, Kanada yakınlarında dev bir buzdağına çarparak battı. Gemide bulunan 2 206 kişiden, 1501 kişi öldü.

Titanic’in yapımında 15 000 işçi çalıştı. Dönemin Mühendislik harikası olarak adlandırılan Titanic’in batmasına hiç bir mühendis ihtimal vermiyordu. 46 000 tonluk döneminin en büyük transatlantiğinde, 16 kazan vardı. 66 000 beygir gücüne sahip olan gemi saatte 23 deniz mili yapıyordu. 7 kilometre uzunluğundaki koridorlarında, 762 kamara vardı. Gemide 6 bin tane Havana sigarası ile 1. sınıf kamara  suitlerde odun yakılan 28 tane şömine bile vardı. Birinci mevki için, bügünün parası ile 50 bin dolar ödeyen yolcular, büyük bir lüks içerisinde seyahat ediyorlardı. Zengin ve şımarık yolcular, her türlü rezâleti işliyorlardı. Gemideki birçok subay yolculara sık sık; “Bu gemiyi Allah bile batıramaz.” diyor ve bu kör inatlarını geminin batış hâlinde bile yenilemekten kendilerini alamıyorlardı.

14 Nisan günü saat 23.40’da. Ne bir ışıldak, ne de bir dürbün bulunan gözcü Frederick Fleet, 20 metre yükseklikteki gözetleme kulesinden, birkaç yüz metre ilerdeki kara kitleyi farkettiğinde artık çok geçti. Yüzeyden 6 metre aşağıda ve sancak tarafında yarılma başladı ve 269 metre boyunca 6 ayrı yerinden buzlar kesti.

Yolculardan birkaçı köprüye çıkarak neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Kaptan Smith, onları sakinleştirerek kamaralarına gönderdi. Çarpma anından sonra, saniyede 5 ton deniz suyu, geminin ön tarafındaki yarıklardan hava bölmelerine müthiş bir hızla akmaya başladı. Gemideki eşyalar ve  nadide otomobiller tuzlu suyla çoktan tanışmıştı bile. Gece yarısından 3 dakika sonra tamamlanan keşif, Teknik Müdür Thomas Andreas’un ‘Batacak’ sözleriyle sona erdi. Önce mürettebata güvertede toplanma emri verildi. Yolcular Cankurtaran kayıklarına bindirilecekti. Ancak, bunlar, sadece birinci mevkideki yolculardı. Geminin batmak üzere olduğundan, 2. ve 3. sınıf yolcuların haberi olmadı. Yolcular güverteyi doldurmaya başlayınca, 2. ve 3. sınıf yolculardan da uyanıp yukarı gelenler vardı. Hiç kimse Titanic’in batabileceğine inanmıyor ve panik yapmıyordu.            (Devamı yarın)

 Daha sonra Robertson hikâyeye; geminin hızla su aldığını, alarm verildiğini, filikaların indirilerek, önce kadınlar ve çocuklar bindirildiğini, yardım çağrıları yapılırken, Avrupa´nın en ünlü ve zengin ailelerinin mensupları birbirlerine ebediyen veda ederken, dev yolcu gemisi Titan’ın buzlu kutup sularına hızla gömüldüğünü anlatarak devam ediyordu…

Aradan 14 yıl geçti. Dünyanın en büyük ve lüks gemisi Titanik, İngiltere’nin Southampton limanından ABD’ye doğru denize açıldı. Sonra, 1912 yılında 14 Nisan´ı, 15 Nisan´a bağlayan gecede sisler arasından bir buzdağı batmaz denilen Titanik’in katili oldu…

Robertson´un romanındaki batış sahnesi aynen gerçekleşti. Sadece o kadar mı? Bakın romanında daha neleri bilmişti;

• Titan ve Titanik de aynı limandan (Southampton) yola çıktı.

• Titan 248 metre, Titanik 252 metreydi.

• Titan 70 000 ton, Titanik ise 66 000 tondu.

• Her iki geminin de 3 pervanesi vardı.

• Titan´a ve Titanik´e Avrupa´nın sayılı zenginleri ve ünlü aileleri binmişlerdi.

• Titan, New Foundland yakınında bir buzdağına, Titanik de 14 yıl sonra aynı koordinatta, başka bir buzdağına çarparak okyanusa gömüldü.

• Titan’da 24 filika Titanik´de ise 22 filika vardı.

• Gerçek kazanın sonucunda Titanik´de 1513, Robertson’un romanındaki Titan´da ise 1500 kişi ölüyordu.

• Her iki gemi de 3000 kişilikti ve Titanik´e 2224 kişi binmişti.

• Hatta iki gemi de batarken orkestranın ilâhi çalmasına kadar aynı…

Morgan Robertson başarılı olamadı, kitabı satmadı, daha sonra yazdıkları da ilgi görmedi. Bunalıma girerek, bir hastanede psikolojik tedavi gördü… Kimse onu hatırlamadı ta ki 1980´lerde inanılmaz olaylarla ilgili araştırmalar yapılıncaya kadar…                 

turktakvim.com

0 Comments

Leave A Comment