Gayr-ı Müslimler, Osmanlı ve laiklik

Gayr-ı Müslimler, Osmanlı ve laiklik

Yusuf Kaplan Yeni Şafak

Laikleşme sürecinde bu ülkeden gayr-i Müslimlerin sürülmesi, Türkiye’ye en az 100 yıl kaybettirdi; böyle giderse, bu süreç, “Müslüman Türkler”’in tarihten silinip gitmesine bile yol açabilir.

Ne demek istediğimi vuzuha kavuşturmam gerekiyor. Önce şu: Türkiye’de bazı laik çevrelerde Osmanlı’dan sözedilince tüyleri diken diken olan tuhaf insanlar var hâlâ. Osmanlı, bu kişilere göre, “gericiliğin, Ortaçağ karanlığının sembolü” çünkü!

Ancak Osmanlı’ya ilişkin bu tür algı kırılması ve sapması, hele de ülkeyi yöneten elit çevrelerde görülüyorsa, bu, Braudel’in deyişiyle “dünya-tarihsel” bir tecrübe üretmiş bir ülkenin ve çocuklarının geleceği adına ciddî endişeler taşınması için yeterli bir nedendir.

Osmanlı’dan sözedilince tüyleri diken diken olanlar, Osmanlı konusunda da, Osmanlı çağlarındaki dünya tarihi konusunda da hiçbir şey bilmiyorlar demektir.

Oysa büyük tarihçimiz Halil İnalcık’ın da özlü bir şekilde ifade ettiği gibi, “Osmanlı tarihi bilinmeden dünya tarihi yazılamaz”. Yazılamaz; çünkü Avrupa, Afrika ve Asya kıtalarının en az son 500 yıllık tarihinin, İlber Ortaylı’nın vukûfiyetle vurguladığı gibi, Osmanlı tarihi bilinmeden yazılabilmesi çok zordur. Tersi de doğru: Hint ve Çin medeniyet tarihi de dahil, Balkan tarihi, İngiliz, Alman, Fransız, İtalyan, İspanyol, Portekiz, Hollanda ve Rus tarihi iyi bilinmeden, Osmanlı tarihi de hakkıyla bilinemez ve yazılamaz.

Her şeyden önce, Osmanlı, sui generis (nev-i şahsına münhasır) bir medeniyet tecrübesidir: Kendine özgü, esaslı bir toplum, hukuk ve siyaset tecrübesi üretmiştir: Osmanlı medeniyet tecrübesini açıklayan kilit kavramlar, adalet, merhamet ve vicdan kavramlarıdır.

İslâm’ın hayat-dünya tasavvurunun sunduğu bu temel esaslar üzerine inşâ edilen Osmanlı tecrübesi, tarihte peç çok medeniyet gibi, çok dinli, çok kültürlü ve çok dilli bir tecrübe üretebilmiştir. Ancak Osmanlı tecrübesi, başka dinlere, kültürlere mensup, bambaşka dilleri konuşan toplumları, (örneğin Roma ve Avrupa tecrübelerinin aksine) zor kullanmadan, zorbalığa başvurmadan barış içinde yaşatabilmeyi başarabilmiş, en zirve ve en mükemmel medeniyet tecrübesi örneğidir.

Romalılar, Avrupalılar ve Amerikalılar, farklı dinlere ve kültürlere mensup toplumlarla -bırakınız barış içinde yaşabilmeyi- birlikte yaşadıkları bir tecrübe üretmeyi bile aslâ başaramamışlardır. Avrupalıların ve Amerikalıların, bize, demokrasi’den, farklılıklardan sözetmeye, bu konularda ders vermeye ve hatta hesap sormaya kalkışmaları çok saçmadır.

Müslüman toplumlarda yakıcı bir demokrasi, halkın iradesini ve taleplerini dikkate almama sorunu yaşanıyor. Ancak İslâm dünyasının kontrol ve kolonize edilmesinin bir sonucudur ve bu sonucun birinci derecede sorumluları önce Avrupalılar, sonra da Amerikalılardır: Avrupalılar da, Amerikalılar da, İslâm dünyasında aslâ demokrasinin hâkim olmasını istemediler; o yüzden sürekli olarak laik-totaliter rejimleri hem desteklediler, hem de onlarla işbirliği yapageldiler.

Şimdi İslâm dünyasının demokratikleştirilmesinden sözetmeye başlamaları, İslâm dünyasını topyekûn sekülerleştirerek İslâm’a dayalı iddiaların bitirilmesinden sonra, sözümona demokrasi yoluyla İslâm dünyasında iktidara gelme girişimlerini önleme paranoyasından kaynaklanıyor.

Osmanlı medeniyet tecrübesi, farklı dinlere, kültürlere mensup toplumlara kendileri olarak ve kendi varoluş dinamiklerini hayata geçirme imkânı sunarak hayat hakkı tanıyan, aşıl/a/mamış ve dünyanın geleceğinde bizim yeniden kilit roller oynayabilmemizi mümkün kılacak en çağdaş medeniyet tecrübesidir. Salı günkü yazıda, Osmanlı’nın bize ve dünyaya neler söyleyebileceğini ve Türkiye’den gayr-ı Müslimlerin sürülmesinin Türkiye’ye neden en az 100 yıl kaybettirdiğini görerek Papa’yı karşılayacağız.

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=24.11.2006&y=YusufKaplan