YENİLİKLER
Hayat Danışmanı Etkili Sözler'e hoşgeldiniz!.. Güncellemeler devam ediyor. Sitemizle ilgili, hata, eleştiri ve önerilerinizi lütfen bize iletin. Güncellemler tamamlandığında size bilgi verebilmemiz için lütfen e-posta adreslerinizİ haber listesine ekleyiniz. Sağlık, mutluluk ve başarı dileklerimizle!..
Siyasetin anlamı, işlevi ve önemi

Bekir HAŞİMOĞLU

b.hasimoglu@etkilisozler.com

Siyasetin anlamı, işlevi ve önemi

Sürekli olarak gelişim ve değişim süreci içinde olan hayatın daha düzenli ve huzurlu bir hal içinde sürmesi için çeşitli araçlara, metot ve yöntemlere başvurulması mecburiyet haline geliyor. İnsan yaşadıkça aile, aile var oldukça cemiyet-toplum, cemiyet var oldukça millet, bir millet yaşıyorsa başka milletlerin de yaşaması tabiî bir durum olacaktır. İşte hangi görüş, mefkûre veya inanç birliği ile bir araya gelinmiş ve millet veya ulus olunmuşsa, bu topluluğun belli kurallar içinde hayatı en iyi şekilde yaşamasını sağlayacak bir yönteme ihtiyaç doğar ki, bu da siyasettir. Genel olarak sözlüklerde “Memleket idaresi” olarak tarif edilen siyasetin, Türk Dil Kurumu’nun sözlüğündeki karşılığı ise, “Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş ve anlayış.” şeklindedir. Bilindiği gibi ‘siyaset’ kavramının yaygın olarak kullanılan karşılığı ise ‘politika’dır. Politika kavramına batı menşeli olmasından dolayı menfi bir işlev yüklenmeye çalışılsa da umumiyetle anlam ve işlevi itibariyle siyasetle aynı olduğunu ifade etmek mümkündür.

Siyasetin sözlük anlamı üzerinde kısaca temas ettikten sonra, hemen her gün hemen her yerde konuşulan, tartışılan, basın yayın organlarının en başta gelen malzemesi ve yayın konusu olan siyasetin-politikanın hayatın içinde ve gerçekleri açısından ne anlama geldiği üzerinde durmak ve tahliller yapmak gerekiyor. Genel bir bakış açısıyla yapacağımız değerlendirme sonucunda siyasetin hayatın her sahasında, hatta ticarette bile adı sanı anılmadan işlevini icra ettiği rahatlıkla görülebilir.

Geçmiş çağlarda mezkûr mefhumlara filozoflar, ilim ve fikir adamları, liderler tarafından özü itibariyle benzeşen anlamlar atfedilmiş, pek çok tanım yapılmıştır. Teitschke “Politika ilim değil, sanattır” derken, Jellinek “Politika, icraatı şenlendiren devlet ilmidir.” Şeklinde bir tarif yapmaktadır. Bismark “Politika müspet bir ilim değildir, mümkün olanı yapabilme sanatıdır.” Derken, W. Curchill ise,“Politika gerçekleri inkâr edip yalan söylemek değil, gerçeklerin istediğiniz yanını göstermesidir.” der.

Doğu’da ise çok çeşitli tarifler yapılmıştır siyaset hakkında. Özellikle İslam Fıkhı’nın büyük alimlerinden olan İBN-İ ABİDİN siyaseti, ‘Adil siyaset’ ve ‘Zalim siyaset’ şeklinde ikiye ayırır. İslam alimlerinden İBN-İ KAYYIM EL CEZVİYYE siyaset hakkında şu tanımı yapar: “İnsanları iyiliğe ve doğruluğa ulaştırmak için, onları kötülüklerden kurtarabilmek için takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denir.” Bu tanım İBN-İ ABİDİN ’in‘Adil siyaset’ tarifine de uymaktadır. Yine İslam bilginlerinden İBN-İ TEYMİYYE ‘Adil siyaset’ hakkında,“Adil siyaset; emanetleri ehline vermek ve insanlar arasında adaletle hükmetmenin neticesinde meydana gelmiş olan siyasete denir.” Demektedir. ‘Zalim siyaset’ ise genel olarak ‘halkın maslahatına zarar veren siyaset’ olarak anlamlandırılmaktadır. Merhum Üstad Necip Fazıl, “Vâkıa, kurnazlık zekâ olmadığı gibi, politika da tefekkür değildir.” Diyerek konunun başka bir boyutuna işaret etmektedir.

İnsanoğlu nerde yaşıyorsa orada mutlaka çok önemli olumlu gelişmelerin yanında garip zaafların doğurduğu toplumu sarsan yanlış icraatlar da vardır. Bu tür olumsuzlukların, halka zarar veren icraatların en çok yoğun olduğu saha ise siyaset alanıdır. Özellikle kişisel çıkarların ülke menfaatlerinin önüne geçmesi, toplumda derin yaralar açmakta, toplum düzenini gelecekte tedavisi çok zor hastalıklarla sarsmaktadır. Son devir İslam büyüklerinden BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ “Menfaat üzerine dönen siyaset, canavardır.” diyerek bu durumu çok veciz bir şekilde açıklamaktadır.

Siyasetin fazileti üzerinde ısrarla duran meşhur Batılı düşünce adamı Montaigne, “Siyasi fazilet, nefis ferâgatine dayanır. Bu fazilet, umûmun menfaatini tercih ettiren bir büyük sevgiden kaynaklanır. Hürriyet ve vatan sevgisi... Bütün mesele cumhuriyete bu sevgiyi hâkim kılmak; eğitimin işi de bu sevgiyi aşılamaktır. Fakat sevgi eğitimi önce ailede başlamalıdır ki çocuklara aşılanabilsin. Aile bozulmadan gençler bozulmaz; aile sevgi aydınlığına kavuşturulmadan gençlere ulaşılamaz.” İfadeleriyle konunun çok mühim bir tarafına değinir.

Siyasetin-politikanın kanunları hayatın pek çok kanun ve kuralına uymaz. Kısaca siyasette iki kere iki bazen altı, hatta on edebileceği gibi, bir, hatta sıfır bile edebilir. Hafızalarımızı tazeleyip şöyle birkaç yıl öncesi ile bugün yaşadığımız hadiseler üzerinde bir gözlem yaptığımızda bu gerçek daha iyi anlaşılacaktır.

Siyasetin sağladığına inanılan statü, makam, güç aslında afâkî kazanımlardır. Hayatın gerçekleri ile mukayese edildiğinde siyasetin insana kazandıracağı en önemli şey, ‘Halka hizmet, Hakk’a hizmettir’ fehvasınca idealist insanların ruhen tadacakları müspet duygulardır. Diğer yandan siyasetin zorlukları saymakla bitmeyecek kadar fazladır. Örneğin karşı tarafta olan siyasetçilerle mücadele etmekle iş bitmemekte, aynı siyasi kadro veya parti içinde yer alanların yanlış tavır, tutum ve davranışlarından doğacak olumsuzluklarla da mücadele etmek zorunda kalınmaktadır. Batılı bir düşünür Retz Kardinali, “Siyaset hayatında rakip partilere karşı mücadele etmekten çok daha zor olan bir şey vardır: Kendi partililerinizle birlikte yaşamak.” Demektedir.

Siyasetin-politikanın işlevi hiç kuşkusuz bu işi yapanların iş görme yeteneği ve kalitesine bağlı olduğu kuşku duyulmaz bir gerçektir. İdealist, bilgili, yetenekli, cesur, adaletli, irfan ve hikmet sahibi, şefkatli, anlayışlı, ileri görüşlü bir insanın siyaset yapması toplumun ne kadar yararına olursa, aksi vasıflara sahip bir insanın da toplumun aleyhine akıl almaz işler ve icraatlar yapması kaçınılmaz bir sonuçtur.

Kamuoyunun en çok konuşulan ve tartışılan konusu politika olunca bu işi yapanlar, yani politikacılar hakkında da çeşitli değerlendirme ve yorumlar yapılması tabiîdir. Politikacılar ve devlet adamları hakkında James Freman Clarke “Politikacılar gelecek seçimi, devlet adamları ise gelecek kuşakları düşünürler.” Der. Politikacıların iktidar gücünü istismar edebilecekleri varsayımını göz önünde bulunduran Thomas Jefferson iseşöyle der:“Politikacıları zapturapt altına almak için onları anayasaya zincirlemek gerekir.”Bismark ise gerçek politikacıyı şu veciz cümle ile ifade etmektedir:“Gerçek politikacı geçen olayların hıncını ve intikamını alan adam değil, geçmişte meydana gelen olumsuz hadiselerin bir daha tekrarına engel olan kişidir.”

Bütün bu gerçeklerin ışığında ülkelerin her bakımdan gelişmesi, gerçek manada medenî ve kaliteli bir hayatın yaşanabilmesinin yolu idealist insanların siyaset yapmasından geçiyor. Çapsız, birikimsiz, kişisel ihtiraslarına yenik düşmüş, şan ve şöhret duyguları gemi azıya almış, nerden nasıl edindiği meçhul şahısların, meydanlarda insan toplamak için sanatçılara sahne aldıran, bedava pilav-döner dağıtanların siyasetten tasfiyesi, halkın gönülden sevgisine mazhar olmuş idealist insanların siyaset sahnesinde olması gerekiyor. İdealist insanların siyaset yapması için, siyasetin alabildiğine özgür olması ve evrensel standartlara uymayan gerekçelerle baskı altına alınmaması gerekiyor. Siyasetin özgürlük alanının daraltılması, siyasetçilerin hiçte hayatın gerçekleri ile uyuşmayan baskılara maruz kalması, memleketin her yönden geri gitmesine yol açar. Bu menfi durumdan doğacak zararlar gelecekte telafisi çok zor olmakla kalmıyor, uluslar arası yarışın da kaybedilmesine sebep oluyor. Binaenaleyh evrensel hukukî kurallar temel alınarak siyasetin önünde duran bentler, duvarlar, anlamsız engellerin kaldırılması ülkelerin her sahada gelişmesi ile eş anlamlıdır. Siyaseti özgür olmayan hiçbir ülkenin vatandaşları hürriyet ve refah içinde değildirler. Siyasetçileri adam kayırma, partidaşlarına makam-mevki tahsis etme, ihale kapma mücadelesi verme, meçhul odakların etkisinde hareket etmek gibi işlerlerle iştigal eden ülkelerin de huzur ve güven içinde yaşaması mümkün değildir.

Kaynakça: Kaynakça: Bu makale 26 Temmuz 2003 tarihli Yeni Şafak gazetesinin Düşünce Günlüğü bölümünde yayınlanmıştır.

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2003/temmuz/26/dusunce.html

Yazarın diğer yazıları


Bugün 08 Eylül 2010 Çarşamba 
SON DAKİKA
PİYASALAR

web-tasarim

HAVA DURUMU