YENİLİKLER
Hayat Danışmanı Etkili Sözler'e hoşgeldiniz!.. Güncellemeler devam ediyor. Sitemizle ilgili, hata, eleştiri ve önerilerinizi lütfen bize iletin. Güncellemler tamamlandığında size bilgi verebilmemiz için lütfen e-posta adreslerinizİ haber listesine ekleyiniz. Sağlık, mutluluk ve başarı dileklerimizle!..
Akıl olmadan asla!.. Bekir HAŞİMOĞLU

 

Akıl olmadan asla!..

Bekir HAŞİMOĞLU

b.hasimoglu@etkilisozler.com

 

Yıllarca zihnimi meşgul eden ve sonunda cevabını bulduğum tüm insanlığı kapsayacak içerikte bir soru var: Acaba en basit sorunlarda bile neden asgari mutabakatlar sağlanarak çözümler üretilemiyor? Herkesin kendince doğruları ve çözüm yolları var ama herkesin kabul edebileceği seçenek bir türlü açığa çıkmıyor.

Aslında sadece ülkemizde değil, tüm dünyada sorunlar ayan beyan ortada ve biliniyor ama çözüm önerileri deyim yerinde ise havada uçuşuyor. Dolayısıyla farkında olmadığımız ‘bir şey’in açlığı içindeyiz sanki. Bu ‘şey’e her an ihtiyaç duyuyoruz ama bir türlü kavuşma bahtiyarlığına eremiyoruz.

Hararetli tartışmaların pek çoğunun, politik saflaşmaların ve ideolojik kamplaşmaların üzerindeki örtüyü hafifçe kaldırsak yine bu ihtiyaç duyduğumuz ‘şey’in eksiliği gözümüze batacak halde açığa çıkıyor. Ama yine eksik olan ne diye sorma zahmetine giremiyoruz.
Bireyden aileye, aileden tüm ülkeye ve ülkeden tüm dünyaya düşünce gözlüklerimizle kuş bakışı bakıp da bir gözlem yaptığımızda eksikliğini açık bir şekilde fark edeceğimiz bu gerçeğin ne olduğu ve bu eksikliği ortadan nasıl kaldırılabileceği ile ilgili de aydınların fazlaca bir çaba içinde olmadıkları apaçık ortada. Herkse doludizgin, ilk baharda karların erimesiyle kabarıp hırçınlaşan aktülate akarsularının üzerinde kendi düşünce kayıkları üstünde sürüklenip gidiyor adeta.

Aslında tarih boyunca tüm peygamberler, düşünürler, öncü liderler ve sanatçılar insan hayatında olmazsa olmaz önemi olan bu gerçeğin gelişimine katkıda bulunmaya çalıştı. Belki pek çoğu bunu açıkça ifade etmedi, ancak düşünme faaliyetlerini ve pratik yaşamlarını hep bu gerçeğe katkıda bulunma üzerine kurdular. Tarihte bıraktıkları pozitif etkilerle unutulmayanlar arasında yer alan insanlar hep bu gerçeği içselleştirmiş, yaşamlarında bunu ortaya koyma mücadelesi vermişlerdir.

Sadece konuşurken, yazarken, tartışırken değil, savaşırken bile bu gerçeği içselleştirmiş olanların ortaya koyduğu performans, insanlık tarihi boyunca göz kamaştırmıştır. Bıraktıkları ortak miras hep bu gerçeği anlatan örnek bir tabloydu.

Evet, bu gerçek nedir diye sabırsızlandığınızın farkındayım.

‘Akıl’dan bahsediyorum tabiî ki. Ve ‘kolektif aklın’ sorunların çözümünde tartışmasız sahip olduğu pozitif etkiden…

Biz insanları tüm diğer canlı varlıklardan ayıran en önemli özeliğin ‘akıl’ olduğu gerçeğini yaşamımız boyunca pek çoğumuz düşünmemiş olabiliriz. Ancak gerçeğin varlığı düşünülmemekle veya yok sayılmakla ortadan kalkmıyor, kaybolmuyor.
Kim ne derse desin, kim neyi nasıl söylerse söylesin, bireyler işlevsel bir ‘akla’ sahip olmadan toplumsal anlamda kolektif, yani ‘ortak aklın’ doğması ve işlev görmesi olanaksızdır.
Bireysel ve toplumsal düzeyde aklından pozitif anlamda ve azami ölçüde yararlanamayan toplumların, eski deyimle içler acısı hal-i pür melali, ayan beyan ortada. Eğitimden sağlığa,  ekonomiden siyasete her alanda dağ gibi birikmiş sorunlara etkili çözümler üretilerek üstesinden gelinemiyor. Çözüm ararken asgari mutabakatlar sağlanıp işbirliği yapılamıyorsa bilinsin ki, kolektif, yani ‘ortak akıl’ konusunda kayda değer anlamlı ve olumlu bir gelişme yok demektir.

‘Akıl’dan bahsettikçe pek çok çoğumuz “ne yani, insanlarda ‘akıl’ yok mu?” dediğini duyar gibi oluyorum. Aslında soru doğru da, konu kavram itibariyle tam anlamıyla anlamlandırılamıyor. Yani, ‘ortak aklın’ eksikliği kendisini açık bir şekilde göstermek suretiyle kavram kargaşalı bir soru sorulmuş oluyor. İşin aslı şu, bugünün insanı temelde çok zeki. Ancak yeterince ‘akıllı’ değil. Bireyler yeterince ‘akıllı’ olmayınca toplumsal düzeyde ortak ‘akıl’ ortaya çıkmıyor veya çıkamıyor. Bu gerçeği, bugün teknik konularda sağlanan gelişmeleri dikkate alınarak da anlamak mümkün. İnsanın zeki olması daha çok biyolojik tarafıyla, ama ‘akıllı’ olması yaşam boyu tercih ve çabalarıyla, insanın insanlık değerleriyle doğrudan ilişkilidir.

Herhangi bir insan çok zeki olduğu için ilginç bir buluş yapabilir, fark ortaya çıkaran başarıların altına imza atabilir.Ancak bu zeki insan ‘akıllı’ değilse bu buluş ve başarısını insanlığın felaketine yol açacak şekilde kullanabilir. Yani bahse konu ettiğim ‘aklın’ insanın vicdanıyla, yüksek insanlık anlayış ve yaşayışıyla iç içe olan bir gerçeklik olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bireylerin ‘akıllı’ olmasının göstergesi iyi düşünme, doğru işler yapma ve güzel yaşama konusunda ortaya koydukları kararlılıklarda ortaya çıkar. Bu kararlılık dalga dalga bireylerde etkisini gösterdikçe ortak ‘akıl’ gerçeği kendini gösterir ve işte o zaman her alanda ve anlamda olumlu yönde toplumsal sıçrayış ve hızlı ilerleyiş dönemi başlar.
Bu gerçekleri dikkate aldığımızda geçmiş tarihlerden günümüze dek ülkemizde pozitif anlamda, öncelikle bireylerde ve daha sonra toplumda kolektif, yani ‘ortak aklın’ eksikliği çok net bir şeklide gözüküyor. Bu eksiklik uluslar arası düzeyde ülkelerin sağladığı her alandaki gelişmeler dikkatle incelendiğinde daha iyi anlaşılıyor.

Bu gerçeği bazı düşünürler insanların zekâ seviyelerini yüzdelik oranlarıyla açıklasalar da işin aslı ‘ortak akıl’ eksikliğidir.

Ülkemizde olup bitenlere baktığımız da neler görüyoruz? Okuma alışkanlığı pek olmayan, çalışmadan kazanmaya hayali içinde, içinde yaşadığı topluma katkıda bulunma yüce gönüllüğünden epeyce uzak, magazin programlarını izlemeyi kültürel etkinliklere tercih eden, zaman zaman spor gibi önemli bir toplumsal kaynaşma vesilesi olabilecek aktiviteyi bile düşmanlık ve şiddete dönüştüren, anlamaktan uzak, karşı fikirlere tahammülü olmayan, hatta yeri geldiğinde yok sayan veya yok etmek isteyen, sevmeyi sahip olmakla eşdeğer gören, sahip olduğuna değer vermekten çok kişisel çıkarları için kullanmaya öncelik veren, toplumsal sorunlar karşısında asgari duyarlılıktan uzak bireylerden oluşan, her kesimden insanıyla ‘ortak aklı’nı bulmaktan ve yararlanmaktan uzak bir toplumuz biz.
Dikkatle bakıldığında aslında pek kimsenin karşısındakini dinlemediği açıkça görülüyor. Kim kime, dumduma bir şekilde süren tartışmalarda en doğru düşüncenin kendisine ait olduğunu ima ve hatta dikte etmeye çakılaşanlarla yüz yüze gelmek işten bile değil. Ve tüm bu olumsuz atmosfer içinde aydınların sorup cevabını bulması gereken soru yok ortada. Neden, niçin, eksik olan ne? Aslından asıl eksik olanın bir işlevsel ve ortak akıl olduğu bilinse belki göz kamaştıran ortak çözümlerin de yolu açılacak ve millet olarak yaşam kalitemizin katsayısı hızla artacaktır.

Vaktiyle bir düşünürümüz “Bu memlekette bütün ahlâksızlıklar bile akılsızlıktan olmaktadır” demişti de kimse dönüp bakma zahmetinde bulunmamıştı.

Hakikat böyle olunca dilimde üç kelimelik anlamlı bir ifade oluşuyor ve yazımın başlığını haykıracak kadar yüksek sesle tekrarlamak istiyorum:

 

“Akıl” olmadan asla!..

 

Kaynakça: 08.09.2007 http://arsiv.gazeteport.com.tr/NEWS/GP_067782

 Yazarın diğer yazıları


Bugün 08 Eylül 2010 Çarşamba 
SON DAKİKA
PİYASALAR

web-tasarim

HAVA DURUMU