Hiçbir süs ve makyaj bir kadını...
Bekir HAŞİMOĞLU
b.hasimoglu@etkilisozler.com
Hep gündemde kalan bir konudur kadın hakları… Bazen çözüm aranan, hararetli tartışmalar yapılan, bazen de suçlayıcı ifadelerle kazanımlar peşinde koşulan bir konu….
Ama kadın her şeyden önce bir anne olmak gibi üstün bir yetenekle, kutsal bir meslekle donatılmış bir insandır.
Bilmiyorum ki, yaşamı boyunca kaç erkek anneliğin anlamı üzerinde düşünebilmiş ve anlamaya çalışmıştır?!..
Biz erkeklerin, bir evlat veya bir eş penceresinden bakıp da anne olmanın, bir anne yüreği taşımanın pratik hayattaki duygusal karşılığını ne kadar anlayabildiğimiz üzerinde bir görüş ortaya koymamız çok kolay olmasa gerek.
Bir anne adayı olmak…. Anneliğe hazırlanmak… Anneliğe doğru yoğun duygusal atmosfer içinde günler, haftalar ve aylarca sabırla, kaygıyla, neşeyle, umutla yol almak!...
“Hiç kimse kollarında bir çocuk tutan anne kadar mutlu ve birkaç çocuk arasındaki bir anne kadar saygıya layık değildir.” GEOTHE
Bu süreç, hayatın bambaşka anlam dünyalarına yelken açıldığı bir devrin başlangıcıdır aslında. İlk başta belki de kırk haftalık sürenin nasıl geçeceği üzerinde düşünürken zaman akıp gider. Bebek artık bu yolculuğu tamamlamıştır ve sımsıcak şefkat atmosferi ile ısınmış anne kolları arasındadır. Anne bebeğini kollarının arasına alıp kokladığında, baktığında, hasılı o anda neler hisseder acaba?!.. Bunu sözlerle anlatmak çok zordur, olanaksızdır. Ama her insan yeniden doğma hakkına sahip olsa ve bir tercih yapabilse hiç şüphesiz bir “anne yüreği” olarak dünyaya gelmek isterdi. Anne, hayatı boyunca Allah’ın kendisine ve sevdiklerine sunduğu en büyük armağanın, yaşamı boyunca en kıymetli varlığının bebeği olduğu gerçeğini bilincine silinmez ifadelerle yazar. İşte bu armağan, yeryüzünde ve insanlık içinde en kutsal sanat ve mesleğin annelik olduğunu, bundan böyle hayatın annelik çerçevesinde anlam kazanacağı düşündürür. Hayat planları bu kutsal mesleğe göre yapılır…
Hiçbir süs ve makyaj bir kadını, analık sevgisi kadar güzelleştiremez.” EMILE ZOLA
Bebeğinin büyüdüğünü, günler, haftalar ve aylar sonra değiştiğini gözlemleyen anne, bebeğinin sesini ve bakışını, hatta nefes alışını bile hafızasına adeta kazır. Öyle müthiş bir bağ oluşur ki, bebek henüz hayatı algılayamayacak bir yaşta olsa bile annesini yüzünde ve sesinden tanır ve hisseder. Ne zaman karnı acıkır, susamış mıdır, altını mı değiştirmek gerekir, gazı var mı, hasta mıdır?!... Bunları en iyi anlayabilen biri varsa o da ilk önce bebeğin annesi veya anneliği tatmış bir insandır.
“Annemi gözümün önüne getirmeye çalıştığım zaman, beni sık sık başımı okşayan ve benim öpmekten çok hoşlandığım yumuşak ve narin elinin temasını hissederim. Annem gülümsediği zaman, etrafında bana her şey güllük gülistanlık görünürdü. Eğer hayatın müşkül dakikalarında bu gülümsemeyi tekrar görebilseydim mahzunluğun ne olduğunu bilmeyecektim.” TOLSTOY
Hani o bazı bebekler vardır. Gece pek uyumazlar. Neden uyumadıkları veya uyumadıkları bir tarafa, ama anneler nasıl da geceler boyunca sabırla yavrularına kol kanat gererler. Bir değil, onlarca gece hata aylar boyunca bebekleri için gecelerini uykusuz geçiren anneler çoktur da; değil çocuklarla ilgilenmek, bebeklerin ağlayışına sabır göster(e)meyip başka taraflara kaçıp uyuyan veya oflayıp, puflayan babalar ne kadar çoktur değil mi?!.. Zaman geçer, büyüyüp serpilen çocuk okula başlar. Anne yine annedir. Yine fedakâr, yine cefakar, yine özverili, yine anlayışlı, yine sabırlı, yine şefkatli ve de merhametlidir. Annenin bu eşsiz duyguları yaşam boyu etkisini gösterir ve evladı için canını bile vermeye razıdır.
“Ağlarsa anan ağlar, gayrısı yalan ağlar” TÜRK ATASÖZÜ
Gün olur devran döner, zaman geçer hayatta pek çok dertle yüz yüze gelinebilir. Ah o yürekleri evlat acısıyla yangın yerine dönen analar, eli öpülesi her şeyin en doğrusuna, en güzeline, en iyisine layık analar!...
“Çocuğunu kaybeden bir anne için her gün ilk gündür; bu ıstırap ihtiyarlamaz.” VICTOR HUGO
Her vicdan ehli onların yüzlerinde, yüreklerinde taşıdıkları evlat acılarının siluetlerini çok rahatlıkla görebilir. Zira kaybedilen sadece bir insan değildir, en başından itibaren hayata bambaşka anlamlar katıp annelik sanatına adım attıran bir yavrudur!... Anneyi hayata bağlayan en sağlam bir bağdır, en değerli bir candır, hasılı hayat denen şeyin içinde her şeydir!..Aslında evlat hayatı annesi ile, anne varlık sebebini evladıyla anlamıştır. Algılamıştır, anlamlandırmayı başarabilmiştir. Çünkü o üç harflik “ANA” gibi iki hece ile söylenen kelimede insanın en güzelini, en iyisini, en doğrusunu anlatan nice anlamları olan büyük bir hakikat saklıdır.
“Cennet, annelerin ayakları altına serilmiştir.” HAZRETİ MUHAMMED (SAV)
Kaynakça: 17.10.2007 GAZEPORT http://arsiv.gazeteport.com.tr/NEWS/GP_091154
Yazarın diğer yazıları